Girl With The Flags

Advertisements

The Cahil Sağır: Hemingway

Bugün nihayet uzun zamandır aradığım kitap elime geçti. Hemingway’in “İşgal İstanbulu ve İki Dünya Savaşından Mektuplar” kitabı. Hemingway’in yalnızca iki romanını okumama rağmen, belki isminden olsa gerek, samimi yargısından şüphe duymuyordum. Hatta daha dün yüksek lisans dersinde bu kitaptan bahsetmiştim. ‘Dünyaca ünlü yazar, İstanbul’un işgal yıllarında gazete muhabiriydi ve gözlemleri bir kitapta yayınlandı. Biliyor muydunuz?’ diye. Duyan bile çıkmadı. Başka sınıflarda da daha önce sormuştum hiç bilen yoktu. ‘Bu durum normal mi, başkası olsa film çekerdi’ dedim, yine ses çıkmadı. Uyduruk Metallica’nın ‘Çanlar Kimin için Çalıyor’ şarkısını tek tük bilen çıktı yine. Eskilerden filmi de vardı zaten. Neyse kitap bu akşam üstü elime geçti ve koskoca Nobel ödüllü yazarın nasıl bir cahillik içinde -doğal olarak kendine güvenle- hezeyan içinde olduğunu gördüm. Benim için hayal kırıklığıydı tabi ama her hayal kırıklığı gibi aydınlanmayı da beraberinde getirdi. Tek tek “kanılarından” ya da sanılarından bahsetmeyeceğim. Eğer fırsatınız olursa okuyunuz ve nasıl bir miyop ve kusura bakmayın ama bir dangalak olduğunu görünüz. Bizim dilimizde ‘ayran budalası’ diye güzel bir deyim var. Bizim Heming de tam öyle işte. Yalnız onun ayranı Savaş! Bol köpüklü.. O kadar köpüklü olmalı ki, o köpükler arasında kendi melodramını yaşayabilsin. Amerikan kerestesi yani anlayacağınız. Biraz Rus tezgahından geçmiş. İspanya iç savaşını yaşamış ve güya “son” diye romanı ortasında bırakmış. Dramatik etki bırakmak adına, anlarsınız ya… Daha da ileri giderek, kendini vurarak öldürmesini de bu dramatik etki açısından açıklanabilir. Korkaklığın edebi ifadesi: yarım bırakma, yarım kalma; çünkü sondan ya da gerçekten korkma! Balçık balçık korku zırhlı şövalyelik cesareti!  Arena bağımlısı. Kısaca Nobel ödüllü çapsızlık! Kitaba önsözü kim yazdı bilmiyorum ama şu alıntı muhteşem. Bugünü beklemiş sanki:

“[Hemingway’i okuyucusunun yakasından] silkeleyip atmak, unutmak çok uzun zaman isteyecektir. Ve o, bundan çok daha önce ölmüş olacaktır.”

Doğru söze ne gerek. Evet Hemingway işte tam da bugün ölmüştür. Ve onu ben öldürdüm. Sanki masanın tozunu alır gibi. Sanki güveleri naftalinler gibi…

Not: Elimdeki kitabın üzerindeki imza: 21 Eylül 1970.